Alaattin BAYDAR 1924-1928

Posted:     Post subject: Alaattin BAYDAR 1924-1928
Name: Alaattin Baydar or Alâaddin Baydar
NickName: "Alâ" "Kıvır Ala"

Image

Country: :TUR: Turkey
Club: Fenerbahçe 1919-1931
Position: *SS, WF (Optional DMF)
Side: RF/RS
Age: 23-27 years (01/01/1901)

Height: 170 cm
Weight: 68 kg

Attack: 83
Defence: 56
Balance: 76
Stamina: 80
Top Speed: 86
Acceleration: 89
Response: 78
Agility: 85
Dribble Accuracy: 86
Dribble Speed: 88
Short Pass Accuracy: 83
Short Pass Speed: 75
Long Pass Accuracy: 81
Long Pass Speed: 72
Shot Accuracy: 84
Shot Power: 86
Shot Technique: 85
Free Kick Accuracy: 72
Curling: 82
Header: 67
Jump: 70
Technique: 83
Aggression: 90
Mentality: 69
Goalkeeper Skills: 50
Team Work: 75

Injury Tolerance: B
Condition: 6
Weak Foot Accuracy: 3
Weak Foot Frequency: 3
Consistency: 4
Growth type: Standard

CARDS:
P12 - Incisive Run
P13 - Long Ranger
S05 - 1-Touch Play
S14 - Speed Merchant

SPECIAL ABILITIES: Dribbling - Passing - Side

Attack/Defence Awareness Card: Attack Minded


Info:

- Alaattin Baydar (Kivir Ala) / d. 1901 İstanbul - ö. 1990 İstanbul
1916 ile 1934 yılları arasında Fenerbahçe forması giyen Baydar, 324 maçta 362 gol kaydetti. Fenerbahçe'nin kurucularından Nasuhi Baydar'ın kardeşiydi. Alaattin Baydar, ayaklarıyla çok yetenekliydi ve çevikliği ve dribblingdeki hızı Fenerbahçe taraftarlarını büyülemişti. Bu özelliklerinden dolayı Fenerbahçe taraftarları ona "Kivir Ala" lakabını takmıştı. Milli takımın ilk oyuncularından biriydi ve 16 kez milli formayı giydi. 1924 Paris ve 1928 Amsterdam Olimpiyat Oyunlarına katılan milli futbol takımının bir parçasıydı. Zeki Rıza Sporel'den sonra Fenerbahçe-Galatasaray derbilerinde en çok gol atan oyuncudur.

- Fenerbahçe'nin ilk oyuncularından Nasuhi Baydar'ın kardeşi olan Alaattin Baydar, ağabeyinin yönlendirmesiyle 1913 yılında Fenerbahçe'de futbola başladı. Ve 1916'da henüz 15 yaşındayken genç takımdan, Fenerbahçe A takımına yükseldi. Daha sonrasında Millî takımda da sağ açık olarak oynadı. Millî formayı 16 kez giydi. Polonya'ya 1 gol attı. "Alâ" lakabı ile tanındı. Fenerbahçe'nin sembol futbolcularından biri oldu.

- Er wird als einer der ersten Dribbelkünstler im türkischen Fußball notiert.

- Vücudunun üst kısmına nazaran belden aşağısı, ayaklara doğru daha dolgun ve nema bulmuş. Karakteristik bir futbolcu vücudu ve tipi.

Küçük yaştan beri futbol oynaya oynaya hafif çarpılmış, sırım gibi, sinir kesilmiş, demir gibi sımsıkı adaleli bir çift bacak. Öyle bacaklar ki sanki Allah bunları topu evirsin çevirsin, kıvırsın, kimseye vermesin diye çelik bir kanca gibi, kedi pençesi gibi sureti mahsusada yaratmış.

- Özellikleri
Çok süratlidir. Türkiye’de yetişen oyuncularımızın en iyi koşanlarındandır. Pasları tehlikesi ve müessirdir. En umulmadık bir anda pas verir. Hem öylesine pas verir ki, “al bunu gol yap” der gibi. Çünkü artık bu fırsatı kaçırmamak acemi olmayan her futbolcu için muhakkaktır. Merkez muhacim Zeki diyebilirim ki, şimdiye kadar attığı gollerin hemen yarısını Alaaddin’in pası ile yapmıştır. Refik’in tarzında burun şutları vardır. Tehlikeli kornerler atar, şutları sıkı ve anidir.

Topa son derece hakimdir. Ayak çalımları dünya yüzünde yetişen futbolcuların en başında gelecek ve akıllara hayret verecek bir hususiyettedir. Sanki Alaaddin’in ayakları birer mıknatıs top da demirden bir yuvarlakmış gibi daima topu çeker, top bir kere Alaaddin’in ayağına geçti mi aşk olsun onu alabilene. Bazen önüne sıra ile, iki, üç hatta beş kişi çıkar. Ala bunların içinden topu evirir, kıvırır, biçimine getirir, kurtarır. Öyle anlar olur ki top ayağından gitti zannederiz ve bağırırız: “Ne yaptın Ala? Fazla çalımın sonu işte bu, kaptırdın topu”. Halbuki, a, bir de bakarsınız hayret, top gene Alaaddin’in ayağındadır. Yumakla oynayan bir kedi gibi topu tekrar pençesine almıştır.

Alaaddin o derece karışık ve girift çalımlar yapar ki karşısındaki hasımlar oradan oraya zıp zıp oynar durur. Seyirciler de hayran ve mütehayyir kendilerinden geçerler, haykırırlar: “Kıvır Ala, yaşa Ala”. Eşapeleri kuvvetlidir ve hızlıdır. Maçlarda enerjiktir. Nefesi, mukavemeti, deplasmanı, çevikliği, müdafaaya yardım edişi mükemmeldir.
En büyük kusuru, sol ayağının zayıf olmasıdır. Kafa vuruşları iyi değildir. Vücut çalımları basittir. Soğukkanlı da değildir. Bazı maçlarda sinirlendiği, maneviyatının bozulduğu göze çarpar. Zaman zaman şahsi oyuna kaçtığı da görülür.

Alaaddin değil yalnız Türkiye’de, gittiğimiz ecnebi memleketlerinde, olimpiyatlarda göze çarpmış, beğenilmiş, alkışlanmış, hepimizin iftihar edeceği bir futbol yıldızımızdır. Harikulade bir hususiyeti olan oyun tarzı vardır. Uzun seneler dahi geçse Alaaddin’in, bu yüksek futbolcunun unutulmasına imkan yoktur.

Quote:
Mütareke Kahramanı

İkinci hatıra: Mütareke senelerinde bir gün İngilizlerin çok kuvvetli bir askeri takımıyla çetin bir maç yapıyorduk. Bir gol İngilizler, bir gol de biz yapmıştık. Oyunun bitmesine beş dakika vardı. Halk heyecan ve sabırsızlık içinde bağrışıyordu: “Galibiyet golü isteriz”. İngilizleri adamakıllı sıkıştırıyorduk ama bir türlü gol atamıyorduk.

Maçın beraberlikle biteceği aşikardı. Zira artık düdük çalmasına iki dakika kalmıştı ki, Alaaddin bir aralık ne yaptı yaptı kaptığı topu evirdi kıvırdı, çevirdi, çalım yaptı ve sıkı bir burun şutu çekti. Topu İngiliz kalesinin ağlarına geçirdi. Halk sevinçten coştu. Avaz avaz “yaşa Ala, var ol Ala” diye haykırmaya başladı. Bir aralık seyirciler arasından beyaz sarıklı, sakallı bir hoca efendi cübbesini toplaya toplaya sahaya fırladı ve Alaaddin’i kucaklayıp öptü: “Bugünü bana gösterdin ya evlat, Allah senden razı olsun” diye bağırmaya başladı. Seneler geçti, hala bugün futbol meraklıları ve biz futbolcular bu vakayı hiçbir zaman unutamayız ve daima gülerekten bahsederiz.

Başka bir vaka. Lakin bu feci ve yürekler sızlatıcı. Hatırladıkça hala tüylerim diken diken olur.

Bir maçta yine Alaaddin en umulmadık bir anda galibiyet golünü atıyor, biraz sonra da oyun bitiyor. Alaaddin yorgun argın önüne bakaraktan, terlerini silerekten halkın arasından geçerek stadyum kapısından dışarıya çıkmak üzere. Birden karşısına bir adam çıkıyor ve elinde tuttuğu kayışlı, parlak ve madeni tokayı savurarak Alaaddin’in suratına hızla indiriyor ve gözleri dönmüş bir halde bağırıyor: “Demek galibiyet golünü sen attın ha, al öyleyse sana!”.


Quote:
İnce sesi, yanık yüzü, çekik gözleriyle bütün spor alemine kendini sevdiren Alaaddin Bey’in hatıratını yazarken spor aleminin bu pek kıymetli oyuncusu hakkında bir kelime-i sitayiş bulamadık.

Mukavvis bacakları arasındaki topun harekatını her gün pek lezzetle seyrettiğimiz bu şen idmancının daha pek küçükten beri halkı nasıl kendisine celp ettiği şayan-ı hayrettir.

Şehrimizi ziyaret eden enternasyonel bir çok muavin ve müdafileri pek kolaylıkla geçerek kaleye topu göndermeleri, seyretmekle doyulur sahneler değildir.

Bu gencimiz, Macarlar ile son maçında ayağı sakatlanmış ise de şimdi yine iyileşerek, pek sevdiği kulübünün maçlarına iştirak edecek bir vaziyete gelmiştir.


Quote:
1925 Tayyare Kupası

Alaaddin: Açığa uzun pasları, sol içe eşapelik pasları iyi idi. Geri gelmesi, bu sebeple fazla yorulması hasım tarafa fazla tehlike olmaktan kendini uzaklaştırdığını nazar-ı itibare almalıdır. Otuz pastan (voledelapir) attığı şut fevkalade idi.


Quote:
Âlâ ve Unutamadığı Üç Gol

1907 yılında kurulan Fenerbahçe futbol takımı beş sene içinde gelişmiş, adeta bir futbol okulu halini almıştı. Fenerbahçe’nin artık sayısız dördüncü, üçüncü, ikinci ve bir de birinci takımı vardı. Bugün size dillere destan olan altın gollerini anlatacağımız Alaaddin Baydar (meşhur Âlâ) üçüncü takımda sağiç idi.

1916 senesinde 24 Mart günü Fenerbahçe birinci takımın Anadoluhisarı İdman Yurdu ile bir hususi maçı vardı. Bu maçta takımın menajeri Mustafa Elkatip Bey 15 yaşındaki küçük Alaaddin’i sağ açık oynatmıştı. Doksan dakika içinde Anadoluhisarı’na 2 gol atan Alaaddin Baydar o günden sonra birinci takımın malı oldu.

Fenerbahçe tarihinde Alaaddin Baydar-Zeki Rıza ikilisinin golleri, çalımları ve başarıları altın harflerle çakılıdır. Biz bu sayımızda sizlere Fenerbahçe takımında 18 sene yer alan 324 maçta 362 gol atan ve 18 defa milli olan çalım kralı Âlâ’nın gollerini anlatıyoruz. Daha doğrusu biz soracağız, Âlâ anlatacak.


Quote:
Hayatınızda unutamadığınız golünüz hangisidir, Alaaddin Bey?

Hayatımda unutamadığım goller verdır. İşte bunlardan biri… Çekoslovakya’nın meşhur Slavya takımının İstanbul’a üçüncü gelişi idi. O zamanki Slavya bugün Real Madrid gibi bir takım olduğundan bütün Avrupa maçın neticesini bekliyordu. İlk maçta Fenerbahçe Slavya’yı 1-0 yenmişti. İkinci maçı nedense Galatasaray ile takviye edilmiş Fenerbahçe’nin oynaması istendi. 5-3 kazandığımız bu maçt forvette Leblebi Mehmet (Galatasaray), Ben, Zeki (Fenerbahçe), Bekir (Fenerbahçe), Bedri (Fenerbahçe) idik. Slavya’ya karşı seri paslarla üçgenler kurarak hücumlarımızı geliştiriyorduk. Oyunun ikinci yarısında birden haf Ploder’i ve arkasından bek Mietel’i çalımlayıp yerden 20 metre mesafeden kalenin sol alt köşesine bir şut çektim. Kaleci Şanel kımıldayamadı. Top attığım köşeden ağları yırtarak dışarı fırlamış, Taksim Stadı’nın duvarına çarpıp geri gelmişti. Kaleci Şanel sanki gol olmamış gibi topu çizgi üzerine koyup avut çekmeye hazırlanırken tribünler gol sesi ile yıkılıyordu.


Quote:
Unutamadığınız bir ikinci gol var mı?

Evet. 1931 yılının Mayıs ayında Yunan başvekili Venizelos’un Elli kruvazörü ile İstanbul’u ziyaretinde Yunanistan şampiyonu Olimpiyakos ile karşılaşıyorduk. Bulgar Federasyonu’ndan Koşef’in hakemliğinde Taksim Stadı’nda yapılan bu maçta seyirci ve hasılat rekoru kırılmıştı. Fenerbahçe maça Natık, Ziya, Hüsnü, Reşat, Sadi, Cevat, Fikret, Muzaffer, Zeki, ben, Niyazi tertibinde çıkmıştı. Güç bir maçtı. Atmosfer gergindi. Gayrimüslim ve Rum vatandaşlarımız arasında sık sık tribünlerde kavgalar çıkıyordu. Taşkınlıklar artmıştı. Hele Yunan kalecisi Gramatapulos’un küstahça hareketleri tribünleri dolduran Türkleri ve Fenerbahçelileri çileden çıkarıyordu. Oyunun 76. dakikasında güzel bir ara pastan istifade ederek, seri bir koşu, ufak bir dripling ve akabinde 25 metreden sert bir şut ile topu kaleye soktum. Öyle hınçlı oynuyorduk ki Büyük Fikret koştu, ağların içindeki topa hırsla bir kere daha vurdu. O anda Yunan kalecisi Büyük Fikret’in gırtlağına sarıldı. Bu arada nereden geldiğini anlamadığım arslan gibi bir subayımızın da Gramatapulos’u bir yumrukla boydan boya yere serdiğini gördüm. Gözlerim yaşarmıştı. Bu gol nasıl unutulur?


Quote:
On Gole Bedel Gol

İkinci devrenin ilk yirmi dakikasında Slavialılar sistem dairesinde yekdiğerine verdikleri paslar sayesinde iki gol daha yaptılar. Fenerbahçe, Galatasaray ile Altınordu’dan fazla gol ile yenilmek üzere idi. Bu esnada Zeki Bey’den bir pas alan Alaaddin Bey Slavia müdafaa hattını kendi başına yararak topla beraber rakip kalesine girdi. Üç müsabaka esnasında Slavia kalesine ilk ve son gol olmuş ve Fenerbahçe İstanbul futbolculuğunun şerefini kurtarmıştı. Stadyum inledi. Fesler havalarda uçtu. Oyuna tekrar başlamak üzere bir defa da Slavialılar topu sahanın ortasına getirdiler. Fenerbahçe bir gol daha yapmak için tekrar çalışmaya başladı.

Fakat ağızlarını tadını alan Slavialılar Alaaddin’i, Zeki’yi teker teker tutmaya başladılar. Mamafih yine fırsat buldukça gol adedini tezyid etmekten fariğ olmadılar. Bu suretle sekizinci, dokuzuncu ve onuncu gollerini de yaptılar. Sekize yirmi kala müsabaka nihayet buldu. Sahaya hücum eden halk üç müsabakanın tek golünü yapmayı muvaffak olan Alaaddin Bey’i stadyum kapısına kadar el üstünde götürdü.


Links:
https://tr.wikipedia.org/wiki/Alaattin_Baydar
https://de.wikipedia.org/wiki/Alaattin_Baydar
https://fenerbahcetarihi.org/2020/05/14 ... in-baydar/
https://fenerbahcetarihi.org/2020/04/21 ... -efsanesi/
https://fenerbahcetarihi.org/2023/04/22 ... re-kupasi/
https://fenerbahcetarihi.org/2021/11/25 ... n-uc-golu/
https://fenerbahcetarihi.org/2022/02/18 ... bedel-gol/
https://web.archive.org/web/20191122171 ... /3_38.html

Comments

Popular posts from this blog

Leo LEMEŠIĆ 1931-1935

Alexandru APOLZAN 1952-1956

Josef KOŠŤÁLEK 1934-1938